2026 / KIŞ SAYISIDoğa ve BilimKöşe Yazısı

Her Damla Kıymetli: Su İsrafı ve Geleceğimiz

Bedirhan Yılmaz  ♠ 

Dünya genelinde hızla derinleşen su krizi, sadece çevresel bir tehdit olmaktan çıkıp, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve insani boyutlarıyla da önemli bir soruna dönüşmüştür. Su, insan yaşamının temel yapı taşlarından biridir; yalnızca içmek, yıkamak ve temizlik gibi temel ihtiyaçlarımızı karşılamakla kalmaz, tarımda ürün yetiştirmek, sanayide üretim yapmak gibi çok daha geniş bir yelpazede hayatımızı şekillendirir. Ancak bu hayati kaynak, giderek daha fazla israf edilmekte, bilinçsizce tüketilmekte ve hızla tükenmektedir. Birçok kişi, musluktan akan suyun her zaman var olacağına inanarak, suyu sorumsuzca kullanmaya devam etmektedir. Oysa bu kaynak sınırsız değildir.

Bugün yaşadığımız kuraklıklar, göllerin kuruması ve yeraltı sularının azalması, su krizinin daha da derinleşeceğinin ve gelecekte daha büyük felaketlere yol açacağının habercisidir. Bu durumu görmezden gelmek, gelecekteki nesillerin suya erişim hakkını tehlikeye atmak anlamına gelecektir. Suya erişim, giderek bir ayrıcalığa dönüşmekte ve bu durum, özellikle fakir bölgelerde yaşam mücadelesi veren milyonlarca insan için her geçen gün daha zor hale gelmektedir. Suyu korumak, sadece bir çevre sorunu değil, aynı zamanda insanlık için kritik bir sorumluluktur. Bireysel ve toplumsal düzeyde bilinçli bir su kullanımı ve etkin korunma yöntemleri geliştirilerek, bu felaketin önüne geçmek mümkündür. Unutulmamalıdır ki, suyu korumak sadece doğal kaynakları değil, aynı zamanda tüm insanlığın geleceğini korumaktır. Su hayatın en temel kaynağı olarak tüm canlıların varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez bir ihtiyaç. Suyun olmadığı bir dünyada yaşamın devam etmesi mümkün değil. Bu yüzden su sadece fiziksel bir ihtiyaç değil, aynı zamanda varoluşumuzun temel taşı. İnsan bedeni sudan oluşur, bitkiler su ile yeşerir, hayvanlar su ile can bulur. Ancak bu kadar önemli bir kaynağın bu kadar kolay tüketilmesi gerçekten düşündürücü. Gözümüzün önünde hayati bir değeri kaybediyoruz. Suyu sadece içtiğimiz bir madde olarak değil, yaşamın ta kendisi olarak görmeliyiz.

Günümüzde ne yazık ki her geçen gün bilinçsizce ve umursamazca israf ediliyor. Birçok kişi musluğu açık bırakmayı, uzun uzun duş almayı ya da gereksiz yere araba yıkamayı sıradan bir davranış gibi görüyor. Oysa bu küçük gibi görünen davranışlar büyük kayıplara yol açıyor. Özellikle şehirlerde su tüketimi kontrolden çıkmış durumda. Herkes “Benim yaptığım ne fark eder ki?” diye düşünüyor ama herkesin yaptığı birleşince koca nehirler kuruyor. Su, sınırsız bir kaynak değil. Bu gerçeği görmek için illa susuz kalmayı beklememeliyiz. Su israfı, yalnızca doğal kaynakların tükenmesine yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda gelecek nesillerin temiz suya erişim hakkını da ciddi şekilde tehdit ediyor. Bugün yaptığımız yanlışların bedelini çocuklarımız ve torunlarımız ödeyecek. Şu anki rahatlığımız, onların susuzluğu anlamına gelebilir. Bir gün torunlarımız “Bunu neden durdurmadınız?” diye sorduğunda cevabımız olmayacak. Geleceği düşünen bir toplum, bugünü sorumlu yaşar. Temiz su bir insan hakkıdır ve bu hakkı şimdiden korumamız gerekir. Her damla, yarın için bir yatırımdır. Dünya su krizi ile baş başa kalmış durumda. UNICEF’E Göre Bugün dört milyar insan, yılda en az bir ay şiddetli su kıtlığı yaşıyor ve bu sayı her geçen yıl artıyor. Afrika’da, Asya’da, hatta Avrupa’da bile milyonlarca insan temiz suya ulaşamıyor.  2030’a kadar 700 milyon insanın, sadece su bulabilmek için göç etmek zorunda kalacağı tahmin ediliyor. Suya erişim artık temel bir insan hakkı olmaktan çıkıp, bir ayrıcalığa dönüşmeye başladı.  Tablo gelecekte bizi bekleyen tehlikenin sadece küçük bir ön izlemesi. Göz göre göre gelen bu felakete kayıtsız kalmak artık mümkün değil.

Türkiye, çoğu kişinin sandığının aksine su kaynakları bakımından zengin bir ülke olmaktan çok uzak, bu acı ve gerçek. Ülkemizde daha yakın bir tarihe kadar 250 gölden 186 göl kurumuştur. Bu çok dramatik bir durumdur ve insan, buna inanamıyor. Göllerin kuruması, su kaynaklarının hızla tükenmesi, suyun ne kadar kıymetli olduğunu gözler önüne seriyor. Tarımda ve sanayideki su israfı, durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Su kaynaklarımız sınırlı ve giderek azalıyor; barajların doluluk oranı mevsimlere göre değişken, kuraklık riski her geçen yıl artıyor. Gerçeklerle yüzleşmeden ve çözüm üretmeden bu durumu aşmamız mümkün değil. Her damla su sadece çevreyi değil, tüm toplumları doğrudan etkiler. Bir damla su, bir tarlayı yeşertir, bir aileyi doyurur, bir çocuğu hayata bağlar. Susuzluk ise açlık, hastalık ve göç demek. Su, sadece bireylerin değil, toplumların da refahını belirler. Tarım, sanayi, sağlık; her şey suya bağlı. Bir köyde su biterse, insanlar şehre göç eder; şehirde su biterse, hayat durur. Bu yüzden suyu korumak, sadece çevre meselesi değil, toplumsal bir sorumluluk.

Peki, suyun bu kadar değerli olduğu bir dünyada neden hâlâ gereksiz yere harcamakta ve israf etmekte bu kadar ısrarcı davranıyoruz? Çünkü çoğu zaman tehlikeyi yeterince yakınımızda hissetmiyoruz. Musluktan su akmaya devam ettikçe, kuraklığın bir gün bizi de vurabileceğini unutuyoruz. Oysa bu rahatlık, çok geçmeden yerini çaresizliğe bırakabilir. İnsan, elindekinin kıymetini kaybedince anlar derler; ne yazık ki su için de bu geçerli. Bugün bir damla suyu umursamadan akıtanlar, yarın o damla için kuyruğa girmek zorunda kalabilir. Bu sorumsuz tavır, sadece bireysel bir mesele değil, hepimizi ilgilendiren büyük bir sorun haline gelmiş durumda. Suyu korumak hepimizin üzerine düşen bir görev ve daha fazla bahaneye sığınamayız. “Benim yaptığım ne kadar ki?” demek, sorunu başkasına atmak sadece. Her bir damla birleştiğinde nehirler oluşur, ama her bir damla kaybolduğunda çöller büyür. Musluğu kapatmak, suyu tasarruflu kullanmak, bahçeyi akşam sulamak… Bunlar herkesin yapabileceği basit şeyler. Okullarda, iş yerlerinde, mahallelerde bu bilinci yaymalıyız. Devletler, şirketler, bireyler; hepimiz bu sorumluluğu paylaşmalıyız. Suyu korumak, sadece çevre için değil, insanlık için bir borç.

Mad Max filminde insanlar, su krizi ile mücadele edip bir damla su için hayatlarını riske atıyor; belki de o karanlık gelecek, sandığımızdan çok daha yakın. Kuruyan göller, çöllere dönüşen bölgeler, bu kıyamet senaryosunun dünyamızda yavaşça gerçek olmaya başlaması, iç karartıcı bir tabloyu gözler önüne seriyor. Son yıllarda yaşanan kuraklıklar ve suya erişim mücadelesi, iklim değişikliğinin en belirgin sonuçlarından biri. Bu, yalnızca uzak ülkelerin değil, bizim de geleceğimizi tehdit eden bir sorun. İnsanlar su için savaşmaya başlamışken, çoğumuzun hala suyun değerini tam anlamadığını görmek trajik bir gerçek. O filmdeki gibi bir geleceğe doğru hızla ilerlerken, bizler daha fazla kaynağımız tükenmeden harekete geçmeliyiz. Bu, sadece hayatta kalma mücadelesi değil, gezegenimizin de hayatta kalma mücadelesi olacak. Sonuç olarak, su israfı küresel bir krizin habercisi; eğer şimdi önlem almazsak, insanlık susuz bir geleceğin pençesinde çaresiz kalabilir. Su, sadece bir yaşam kaynağı değil, aynı zamanda medeniyetin temel taşıdır. Gelecek nesiller, su kaynaklarının tükenmiş olduğu bir dünyada var olmanın mücadelesini verecek. Bugünden başlayarak suyun değerini anlamalı ve her damlasını korumalıyız. Sadece bireysel değil, toplumsal olarak da bu farkındalığı oluşturmalı ve birlikte hareket etmeliyiz. Su, bir kez kaybolduğunda geri getirilmesi imkansız bir kayıp olacaktır; bu yüzden her anı değerlendirmeliyiz. Bu krizle yüzleşmek, geleceğe karşı en önemli sorumluluğumuzdur ve hepimizin bu sorumluluğu taşıması gerekiyor.