2025 GÜZKültür & SanatRöportaj

Sahneye Giden Yoldaki Büyülü Dünya: Kostüm Tasarımı

Sümeyra Gürtürk  ♠

Sahneye ilk adımı atan bir oyuncu kadar, sahnenin büyüsünü oluşturan bir kostüm tasarımcısının da bir hikayesi vardır. Tiyatroda karakterler sadece repliklerle değil, üzerlerindeki kostümlerle de konuşur. Bu görünmeyen emeğin ardında; sabır, araştırma, el işçiliği ve yaratıcı hayal gücüyle örülmüş uzun bir süreç yatar. Her dikiş bir detayı, her kumaş bir dönemi, her tasarım ise bir karakterin ruhunu taşır. Şehir Tiyatroları’nda kostüm tasarımcısı olarak çalışan Aynur Duran Kopuz ve Hacer Duran kardeşler sahneye sadece kostüm değil, aynı zamanda hayat giydiren isimler. Onların gözünden bakınca, kostüm tasarımının sadece estetik değil; anlam, bağ ve sorumluluk olduğunu görüyoruz. Bu röportaj, sahne ışıklarının gerisinde kalan büyülü dünyaya bir pencere aralamayı amaçlıyor.

Büyülü Dünya’ya Atılan İlk Adım

Kimi insanlar kelimelerle anlatır kendini, kimileri ise iğneyle, iplikle, kumaşla… Siz sahnedeki karakterleri adeta yeniden yaşatıyorsunuz. Yıllar önce ilk adımı atan genç kız bugün deneyimli bir kostüm tasarımcısı olarak karşımızda duruyor. İsterseniz şuraday başlayalım. Bu renkli dünyaya ilk adım attığınızda neler hayal etmiştiniz? Kostüm tasarımcısı olmaya nasıl karar verdiniz?

Aynur Duran Kopuz: Lisede hazır giyim okurken aslında stilist olma hedefim vardı. Hazır giyim okurken düşünceler havada uçuşurdu, herşey daha güzeldi, daha renkliydi, hayal gücümüz daha genişti. Yaptığımız tasarımlar satın alınıyordu. Genel anlamda dikiş ve kalıbı aynı anda öğrenmemiz şimdiki iş hayatımız için çok etkili oldu. Çünkü bir tasarımı yaparken terziyle iletişim kurmak çok daha kolay oluyor ve istediğimizi aktarabiliyoruz. Özel bir moda evinde çalışırken, ablamın vesilesiyle tiyatro alanında bir yere cv bırakmıştım. Aslında lise ikinci sınıfta sanırım 15 yaşlarındayken, ablamın çalıştığı Beyazıt adlı oyuna yardıma giderdim. Desenler, boyaların kokuları, çizim şablonları gibi unsurlar beni çok etkilemişti. Küçükken daha çok özel tasarım yapmayı düşünüyordum açıkçası tiyatroda tasarımcı olmak aklımda yoktu. O dönem Kadıköy Haldun Taner sahnesinde müzikli bir oyun vardı. Kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum, çok beğenmiştim. Ablama yardım etmem ve üstüne bu tiyatro oyunlarını izlemem benim bu süreçteki ilk adımlarımdı. Hatta sinemayı bile hayatımdan çıkardığım bir dönemdi yalnızca tiyatroyla ilgilenmeye başlamıştım. 2008 yılında kesin olarak tiyatroya girdim ve ilk oyunumda ablamla birlikte çalıştık.

Hacer Duran: Ben de ilk başta stilistlik üzerinde bir kariyer düşünmüştüm. Çünkü tiyatro gibi bir kavramda kostüm tasarımı olduğunu çok idrak edemiyordum, bilmiyordum. Küçükken annem beni, ablamı ve tüm arkadaşlarımı ilkokuldayken hep Kadıköy Haldun Taner Sahnesi’ndeki tiyatrolara götürürdü. İzlediğim oyunlardan çok etkilenirdim, çok hoşuma giderdi. Tiyatroya gitmek çok sevdiğim bir etkinlikti. Annem de çok güzel dikiş dikerdi. O dikiş dikerken ben de yanında bebeklerime elbise dikerdim. Hatta bizim Aynur’la kağıttan bebekleri giydirdiğimiz bir oyun vardı. O zamanlar bunlar bizim için çok lüks şeylerdi ama çok kıymetlilerdi. Lisede apartmanımızın karşısında oturan Şadan Abla moda alanında bir meslek lisesinde okuyordu. Benden çok etkilenmişti. Onun vesilesiyle ben de meslek lisesine gitmeye karar verdim. Zaten hem meslek sahibi olmak hem de tasarım alanında çalışmak istiyordum. Kardeşim de daha sonrasında benim izlediğim yolu seçti. Stilistlik o dönem çok popülerdi. Küçüklüğümden beri hayalimde hep iyi bir tasarımcı olmak ve şirket sahibi olmak vardı. Lisede de kardeşimle birlikte bu yolda yürürken her daim birlikte çalışma isteğimiz vardı. Birbirimize hep destek oluyoruz.

Sahneye Atılan İlk Bakış

Tiyatronun büyüsü bazen sahnede, bazen kuliste, bazen de dikiş makinesinin başındadır. Şehir tiyatrolarında çalışmak, bu büyünün merkezinde olmak gibi olmalı. Kalabalık bir üretim sürecinde, sizin dokunuşunuz karakterleri ete kemiğe büründürüyor. Bu disiplinli yapı sizin tasarım sürecinizi mutlaka etkiliyor olmalı. Sahnede bir karakter kendi kostümüyle ilk kez yürüdüğünde neler hissediyorsunuz?

Aynur Duran Kopuz: Kumaşları bulduktan sonra hayalimizdeki tasarımı ortaya çıkarmaya başlarız fakat bu süreçte terzilere danışarak, iletişim halinde hareket ediyoruz. Özel tasarım çalıştıkları için her detayı biliyorlar. Önce Amerikan’dan çalışma yapılıyor, asıl kullanılacak kumaş en son işleniyor. Terziler ölçüleri kumaşlar artmasın diye birebir alırlar. Ucu ucuna kestiğimiz kumaşlar var, sırf ziyan olmasın diye. Makine dikişi gözükmesin diye bazı kostümler el dikişiyle yapılıyor. Bazen yaptığımız kostümlerde kumaşı alıp dikmiyoruz. Kumaşı kirletip pisletebiliyoruz, mesela Rusya savaşını anlatan bir oyun için güzelim kostümleri mahvediyoruz, ayakkabısına kadar zımparalayarak yırtık pırtık bir hale getiriyoruz. Sahnede tasarımlarımızı görünce sanki verdiğimiz emeğin üzerine krem şanti dökmek gibi oluyor. Sanki pastanın üstünde mumlar yanıyor ve onları üflerken teşekkürlerini sunuyorsun. Tasarımlarımız sahnede sergilendikten sonraki süreçte kendimizi değerlendirirken çok fazla bir pişmanlık yaşamıyoruz. Çünkü kostüm sahnelenmeden önce provalarımız oluyor. Etek uçlarına önce el dikişi yapılıyor sonrasında provalarda net çizgi alınıp en son o şekilde dikime veriyoruz. Provalarımız bazen yönetmenin isteğine bağlı olarak bir hafta önce oluyor, son üç gün ise genel prova gerçekleşiyor. Bazen son dakika seçtiğimiz kumaşlar bile harikalar yaratabiliyor.  Bazen hiç akla gelmeyen deneysel yaptığımız unsurlar da oluyor. Mesela 1800’lü yıllar için yaptığımız bir kostüm için komedi katmak amacıyla günümüzdeki aksesuarlardan kullanıyoruz.

Hacer Duran: Biz bir aileyiz diye bir cümle var tiyatroda. Birbirimiz arasında gerçek samimiyet var. Çok sahiplenme var tiyatrodaki insanlarda. Özellikle bizim çalıştığımız ekip arkadaşlarımızda. Sanki kendi iş yerimiz gibi düşünür çok titiz davranırız işlerimizde. En ufak detayları bile dikkate alıyoruz. Mesela diyelim ki 1800’lü yıllara ait bir kostüm tasarlıyoruz, ipliğini pamuktan ve o dönemin Amerikan renk tonlarıyla yapıyoruz. Sahnede tasarımlarımızı gördüğümüzdeki duygularımız yaşadığımız tasarım sürecinin en güzel duygusu oluyor. Şirket sahibi olup milyon dolar kazanmak gibi bir mutluluğa benziyor. Kostümlerin sahnede ne kadar güzel göründüğünü görürken aynı zamanda kendimizi değerlendirerek gururlanıyoruz. Genelde içimize siniyor. Renk geçişlerine çok önem veririz.  Yönetmen serbest bırakırsa stilize ettiğimiz unsurlar oluyor ama dönemle birebir istediği zaman ona göre hareket etmemiz gerekiyor.

Kostüm Yaratma Süreci

Her kostüm üzerinde bir hikâyeyi barındırır. Kimi zaman bir aşkı, kimi zaman bir ihaneti, kimi zamansa bir halkın sesini anlatır. Kuşkusuz bu kostümlerin tasarımları da bizler görene kadar uzun bir yolculuktan geçiyor. Renkler, dokular, kumaşlar derken çok çeşitli detaylar karakterlerin oluşumuna katkı sunmak üzere devreye giriyor. Yeni bir oyun için çalışmaya ilk başlangıcınızla sahneye taşınana kadar geçen o yolculuğu bize anlatır mısınız?

Aynur Duran Kopuz: Araştırmalarımızı yaptıktan sonraki süreçlerin en başındaki kumaş ve tasarım olayları bizim en çok sevdiğimiz, sürecin ana kalbi, atardamarımız. Kostümü döneme göre tasarladıktan sonra hayalinizde kurduğunuz her detayı kostüme geçirmek istiyorsunuz. Minik aksesuarlar, kostümün cebindeki mendilin deseni dahil en küçük ayrıntıya kadar hayalimizdeki tasarımı birebir hayata geçirmek istiyoruz. Oyuncu kendi karakterini oynarken aslında kostümüyle de bir nevi karakteri anlatıyor. Çok hareketli bir karakter olduğu zaman kostümü iki defa tasarladığımız oluyor. Mesela Köpek Kalbi oyununda, oyuncu köpeği canlandırıyor. Bu yüzden kostüm çok fazla yıpranıyor. Bu yüzden patilerinden ayakkabısına kadar ikinci bir kostüm tasarlanması gerekiyor. Bazen geçici oyuncu değişikliği yapılabiliyor. Kostüm yeni oyuncuya göre uyarlanıyor fakat geçici oyuncu olduğu için çok fazla değişiklik yapamıyoruz. Biz bu duruma karşı tedbirli davranıyoruz, kostümün içerisinde hem enden hem de boydan pay bırakıyoruz. Her duruma karşı tedbirliyiz.

Hacer Duran: Karakteri mutlaka kıyafette göstermemiz gerekiyor. Karakteri hayalimizde canlandırarak kostüme yansıtıyoruz. Mesela Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım oyununda görev aldım. Oyundaki Vicdani karakteri fakir ve dürüst bir çocuktu. Hem fakirliği kıyafette yansıtmamız gerekiyordu hem de özenli, düzgün giyinerek dürüstlüğünü yansıtmamız gerekiyordu. Karşısındaki Efruz karakteri ise tamamen zıt bir karakterdi, zengin ve şımarık özelliklerini kostümüyle yansıtmamız gerekiyordu. Genel olarak kostüm tasarlarken karakterlerin hem maddi hem de manevi yönlerini ele alarak tasarımlarımızı ona göre şekillendiriyoruz. Efruz karakteri aşırı yemekten, gezmekten, rahatlıktan devamlı şişmanlıyordu. Şişmanlığı yansıtırken gittikçe büyüyen bir karın yapıyorduk. Devamlı kostümü dolduruyorduk. Oyuncunun karakter için hissettiği duygular da tasarım sürecimizin yönlenmesinde etkili oluyor.

Zaman Yolculuğuna Çıkış

Dönem oyunları adeta bir zaman yolculuğuna benziyor. Düğmesinden eteğinin kıvrımına kadar her detayda tarih yatıyor. Dönem oyunları güncel oyunlara oranla çok daha uzun bir araştırma, o dönemi inceleme gerektiriyor olmalı. O dönemin ruhunu kostümlere yansıtmak ve sahne uyumunu, dengeyi sağlamak yoğun bir çaba ile mümkün. Her dönem de sizin için farklı bir taşıyordur. Peki, sizin için dönem oyunlarına kostüm hazırlamak ne anlama geliyor?

Hacer Duran: Mesela Lüküs Hayat’taki kabadayı karakterini yansıtırken ayakkabısındaki arkaya basma detayına kadar düşündük. Beyaz çorap ve ayakkabının arkasının kıvrık durması kabadayıyı yansıtmak için çok önemli detaylardır. Aynı oyundaki Afife karakteri çok zengin Mısır’dan gelen bir kadını yansıtıyordu. Kullandığımız kostüm ve aksesuarlar altın detaylardan oluşuyordu. Oyuncuların da oyun sezonu boyunca kendi görünüşünü bozmadan devam etmesi gerekiyor. Karakterin görünümünü etkileyeceği için kendi dış görünüşlerinde bile farklılık yapmadan önce düşünmesi ve bize danışarak ilerlemesi gerekiyor.

Kostüm ve Sahne Arasındaki Uyum

Bir kostüm sadece karakteri değil, sahneyi de tamamlar. Dekor, ışık ve hareketle birlikte kostüm bir ritm kazanır. Tasarım sürecinizde dikkate aldığınız bu tarz unsurlar vardır. Bazen bir kumaş dokusu bile oyunun atmosferine yön verebiliyor. Sahneyle kostüm arasında nasıl bir uyum yakalıyorsunuz?

Hacer Duran: Mesela 1600’leri anlatan bir kostümü stilize ederken eteğin bir tarafını pile yapıyoruz diğer yarısını bu döneme uyarlayabiliyoruz. Yaşayan Sayfalar oyunu için Amerikan kumaşına kare kare bir sürü sayfa baskısı yaptırmıştık. Hepsi kitap sayfalarıydı, kıyafetten kitap okunabiliyordu. Damlaların Dansı oyunu için UV ışıkta gözüken bir kumaş bulmuştuk, kostümü özel bir boyatma sistemiyle yapmıştık. Kostümlerin içlerine sadece boncuk strafor doldurmuştuk. Karanlıkta sadece kumaş görünüyordu, oyuncu gözükmüyordu. Damlalar devamlı yukarıdan aşağı iniyordu. Çocuklar için bir rüya gibi görünüyordu.

Kostümü kullanan vardır, kullanamayan vardır.  Bazı oyuncular sahnede yalnızca kostümü giymez aynı zamanda kostümle oynar. Sarhoş kıyafetinde bile detayları ona göre uyarlarız. Bazen hiç diyalog olmadan yalnızca kostümle bile oyunu ve karakteri anlatabiliyoruz. Kostümün de aslında bir dili var.

Aynur Duran Kopuz: Bazen de kostüm çok güzel oluyor fakat sahnede doğru kullanılmayan ışık yüzünden harcadığımız emek boşa gidebiliyor.  Bu yüzden her detay bizim için çok önemli. Bazen mesela dekora da bakıyoruz. Kostümün kaybolmaması için dekorda kullanılan renklere göre tasarlayacağımız kostümün rengini seçiyoruz.

Yaratma Sürecinde Yerleşen Anılar

Her kostüm yaratıcısı için bir anı bırakır. Kimi zaman bir kahkaha, kimi zaman gözyaşı. Onlarca karakter giydiren ellerinizde sizin için özel birçok anı olmalı. Bir kostüm sürecinde etkisinden uzun süre çıkamadığınız unutulmaz anlar yaşamışsınızdır. Bir aksilik veya sizi güldüren bir prova günü gibi. Sahne arkasındaki bu anılar sizin için nasıl bir anlam taşıyor ve motivasyonunuzu nasıl etkiliyor?

Aynur Duran Kopuz: Romeo ve Juliet oyununu hiç unutamıyorum. Oyuncuların arasındaki uyum çok güzeldi. Oyunda çalışırken gerçek gibiydi, tiyatroda olduğumu hissetmiyordum. Birlikte çalıştığımız ışık şefimiz, sahnedeki ışığı çok güzel kullanmıştı. Doğru ışığın etkisiyle de kostümler sahnede efsane gözüküyordu. Kostümle ilgili bazen oyuncu kapris yapabiliyor. Kostümde bir problem olmamasına rağmen gereksiz yere şikayet edebiliyor. Mesela kıyafetin darlığından şikayet eden oyuncuya kıyafeti genişlettiğimizi söyleriz. Fakat aslında hiçbir işlem yapmamış oluruz, oyuncu da değişiklik yaptığımızı sanarak daha rahat hissettiğini söyler. Bu da bizim aramızdaki bir meslek sırrıdır. Şahmeran oyununda çalışırken boncuklu işleme yapıyordum ve gözlerim kan çanağına dönmüştü, hastaneye kaldırılmıştım.

Çalıştığım dans ağırlıklı bir oyunda dans koreografisi için birisi gelmişti. Oyuncular dans hareketlerini öğrenirken biz de onlarla birlikte vakit geçiriyorduk ve o oyunda bilmediğim dans figürleri öğrendim. Dans ederek çalıştığım tek oyun oldu, benim için çok keyifliydi.

Hacer Duran: Elizabeth dönemini çalıştığım bir oyun vardı. Çok kar yağdığı, işlerin durduğu bir gündü. Yerler kaygandı ve kostümler çok ağırdı. Elimizde o kostümleri ayaklarımız kaya kaya atölyeye taşımıştık. Biz o soğuk kış günü atölyeyi açtırmıştık ve gece yarısına kadar tek tek kostümün üzerine işleme yapmıştım. Ellerimin tek tek delindiğini hatırlıyorum. Daha sonra sahnede kostümlerime baktığımda büyülenmiştim, ben bile kendime şaşırmıştım. Beyazıt oyununda oyuncu sahneye çıkmasına dakikalar kala elimdeki boya fırçasıyla kostüme fırça darbeleri eklemiştim daha sonrasında çok gülmüştük.  Oyuncularla uyum yakaladığımız zaman motivasyonumuz çok artıyor. Çalıştığın işte daha huzurlu, gururlu ve emin adımlarla yürüyorsun. Kostümleri sahnede görünce artık her şeyi başarabileceğine inanıyorsun. 300 kişilik Kerbela oyununda çalışmıştım ve yalnızca iki hafta içerisinde kostümleri tamamlamıştık. O noktadan sonra kendime olan inancım ciddi anlamda artmıştı. Bir keresinde sahne kenarında tasarımcıyla tartışmıştım. Bir kaftan boyamıştım ve yönetmen onu oyuncuya giydirmemi istemişti. Fakat tasarımcı karşı çıktı, istemedi. En sonunda ben oyuncuya giydirdim ve sahneye çıktı. Tiyatroda en son sözü yönetmen söyler, o yüzden onun dediklerine uymamız gerekiyor. Bazen istisna olabiliyor ve tasarımcı ikna edebilirse kendi istediğini yapabiliyor ama bu durum çok nadir oluyor. Bazen yönetmen tarafından son dakika kıyafet iptali bile gerçekleşebiliyor.

Oyuncu ile Kostüm Arasındaki Bütünleşme

Oyuncu kostümüyle bütünleştiği zaman sahnede verdiği etki daha güçlü olmaya başlar. Gözlerinden, ses tonundan veya duruşundan bizlere bu durumu yansıtır. Her kostüm oyuncuya, oyunla alakalı bir şeyler anlatır. Bu anlatı sessiz bir anlaşmaya benzer. Bu bütünleşme sürecinde tasarımcı olarak rolünüzü nasıl tanımlıyorsunuz?

Hacer Duran: Bazen oyuncular, kendi karakterine büründüğünde ve benimsediğinde bizlerle de danışarak ilerleyebiliyorlar. Kendileri de oynadıkları karakterlerden yola çıkarak bizden talep ettikleri kostümler olabiliyor. Mesela bazen oyuncu eski dönemde geçen bir karakteri oynarken kokular yardımıyla daha rahat oynadığını söylüyor, biz de o karaktere uygun eski kokulardan faydalanabiliyoruz. Bir oyunda karakter için haftalar süren bir burun yapmıştık. Karakterin en önemli unsuru burundu, bu yüzden oyuncunun da karakterle bütünleşmesi için yapay bir burun yaptık.

Aynur Duran Kopuz: Ben bir keresinde nine karakteri için dalgıçların kullandığı ağırlık kemerini almıştım. Ağırlık yaptığı için nine karakterindeki oyuncu daha kolay oynayabilmişti.  Bazen karakter kilolu oluyor fakat oyuncu karaktere göre zayıf kalabiliyor. Biz de elyaf doldurduğumuz bir tayt hazırlıyoruz ve hazır bir şekilde onu her oyun giyiniyor.

Eskizden Canlanan Karakter

Her kostüm önce bir eskizle başlar sonra yavaş yavaş canlanır ve sahnede hayat bulur. Eskize ilk başlarken sizi etkileyen, hayalinizde canlanan birçok unsur vardır. Tasarımın bu ilk adımı sizin için önemli anlamlar taşıyor olmalı. İlham kaynaklarınız arasında neler var? Eskiz defterinize baktığınızda bir karakterin doğuşuna tanıklık ettiğinizi hissediyor musunuz?

Aynur Duran Kopuz: Genellikle ilham almak için müzik dinliyorum. Sakin bir ortamda çalışmayı seviyorum. Çalışacağım dönem için o dönemin yansıtıldığı filmleri izlerim. Dönemi detaylıca araştırırım. Sahnede aldığımız alkışlarla aslında bu süreçte yaşadığımız tüm olumsuzlukları da geride bırakıyoruz çünkü hepsine değiyor.

Hacer Duran: Aynı eserin daha önce oynanan oyunlarını ve sinemaya uyarlanmışsa filmini izlerim. Ayrıca bence dönemin birebir aynısı olmamalı, daha farklı olmalı çünkü tasarımcının kendi farkını ortaya koyması gerekiyor. Bir de oyuncular çok terliyorlar. Kostümün kumaşını seçerken teri emen bir kumaş seçmeye dikkat ederiz. Fakat eğer kumaş emmiyorsa kumaşın içine teri emmesi için bir şey koyarız böylece o ter sahnede gözükmez. Tasarımlara başlarken en başta aslında kumaşın emiciliğine dikkat ediyoruz. Boyanacak bir kumaşsa kumaşın boya tutup tutmayacağına bakarız.  Bir renk skalamız her zaman yanımızda olur. Karakterlere göre renk tonu seçiyoruz. Tasarımcı önce kendisi karakteri düşünüyor, karakterleri az çok kafasında oturttuktan sonra yardımcısıyla birlikte devam ediyor. Çalışırken yönetmenle de iletişim halinde kalınması gerekiyor. Tasarımlarımızın bitmiş hallerini görünce hayal ettiğimiz tasarımları yansıttığımızı görüyoruz ve çok mutlu oluyoruz.

Aynur Duran Kopuz – Sümeyra Gürtürk – Hacer Duran

Bir Tasarımcının Nitelikleri

Bugün sizin yerinizde olmayı hayal eden birçok insan var. Onlara deneyiminizden yola çıkarak birkaç tavsiye vermek ister misiniz? Kostüm tasarımı meslek olmasının ötesinde, tasarımcının hayal gücünü de yansıtıyor. Bence bu yolda sabır, hayal gücü veya biraz çılgınlık gibi özelliklere ihtiyaç var. Yolun başındaki bir tasarımcıya, kendi hikâyenizden ne aktarırdınız?

Hacer Duran: Tiyatroyu sevmek çok önemli. Tiyatronun içinde bulunmaktan zevk almak gerekiyor. Ayrıntı çok önemli. Ayrıntılara dikkat eden kişiler olmalılar. Bazen küçük ayrıntılar bile dönemi anlatan en önemli unsurlar olabiliyor. Aslında dönemi ayrıntılar anlatıyor. Hayal kurmayı çok iyi bilmek gerekiyor. Mesela uzaylı deyince anında aklında bir tasarımın canlanması gerekiyor. Anında hayal kurmayı gerektiriyor. Önce konuyu seçersin sonrasında hayalini kurarsın ve araştırmayla beraber tasarımını meydana getirirsin. Tiyatroda konuyu yönetmen belirler daha sonraki süreçleri biz devralırız. Hazır giyim, moda sektöründeki kişilerin de bu alanda rahatça çalışabileceğini düşünüyorum. Çünkü bu alanlar dikiş bilmeyi gerektiriyor ve bizim sektörde de aslında dikiş ve kalıp bilmek çok önemli. Her çizilen tasarım dikilemiyor bu yüzden dikiş bilmeden bu durumu anlayamazsın. Terziyle iletişim çok daha kolay sağlanır. Bu alanın deneyimlemek istiyorlarsa kendi kendilerine aynı süreçleri izlesinler. Bir konu belirleyip sonra hayalini kurup diksinler ve kendilerini denesinler. Bence anlamak da çok önemli bir unsur. Tasarımcının karakteri, oyunu anlaması sonrasında da bunu yaşaması çok önemli. Hikayeye çok iyi hakim olması gerekiyor.

Aynur Duran Kopuz: Köpek Kalbi oyununda kostüm renksiz ve cansız olmuştu. Kostümün kenarlarından biye geçtik parlaması için. Mendilleri de renkli yapmıştık. Ve o detaylarla birlikte kostüm çok farklı bir boyuta evrildi. Pratik düşünmek bu noktada çok önemli.

Hissedilen Değer

Kostümler konuşmaz ama sahnede çok şey anlatır. Bazen bir düğme bile seyirciye duyguyu geçirir. Özetle sahnede oldukça büyük bir emek yatıyor. Bu emeğinizin yeteri kadar fark edildiğini düşünüyor musunuz? Son olarak, sahneyle perde arasında kalan o sessiz dünyaya bir selam göndersek, siz ne söylersiniz?

Aynur Duran Kopuz: İzleyicilerden ve eleştirmenlerden sosyal medyaya yazılan yorumlar geliyor.  Eskiden tiyatro eleştirmenleri gelirdi, köşe yazısına dökerlerdi. Artık sosyal medyayla birlikte bu durum dijitale evrildi. Eleştirileri bize atıyorlar biz de sosyal medyada paylaşıyoruz. Tiyatro yeşeren bir çiçek gibi. Çiçeğin meyveye dönüşmesi gibi tiyatroda da aslında seyirci çiçeği büyütüyor ve sonrasında meyve veriyor, meyveleri toplayan da oyuncular oluyor.

Hacer Duran: Tiyatroda çekemeyen çok oluyor. Beğense de bilerek söylemeyen insanlar çok oluyor. Aldığımız tebrikler özgüvenimizi çok yükseltiyor ve her şeyi yapabilecek gibi hissediyoruz. Tiyatro hayatın aynasıdır.  Kendi hayatından mutlaka parçalar bulursun.

Hacer Duran – Aynur Duran Kopuz: İnsanın tiyatroyu sevmek ve mesleğini benimsemesi lazım. Sizi engelleyen insanlar olursa dinlemeyin çünkü o kişiler kendileri yapamayacakları için sizleri de düşürmeye çalışırlar. Denemeden hiçbir şeyi bilemezsin. Hayatta risk almamız gerekiyor. Riskler olumsuz sonuçlar bile doğursa yapmak istenilen insanın içinde kalmamış olur. Aslında olumsuz gözükse de denemeyen inanlardan 1-0 öndesinizdir.