Dilan Bozyel ve Fotoğraf

Fotoğraf sanatçısı Dilan Bozyel çektiği fotoğraflar, yazdıkları ve röportajlarıyla, işine verdiği emek ve samimiyetiyle hayranlık verici bir isim.

Profesyonel fotoğraf hayatına müzik dergilerinde yazarak ve bu dönemde konser ve sahne fotoğrafları çekerek başladı. Londra’da sanat yönetimi, fotoğraf ve reklam eğitimini tamamladı, Paris-Beyrut hattında çalıştı ve burada gördüklerinden etkilenerek “Paris-Beyrut Mutluluk Hattı” kitabını çıkardı. Çeşitli sanat organizasyonlarında direktörlük yaptı, dünyanın farklı yerlerinde mesleğini icra eden sanatçı, medya sektöründeki birçok sanat, reklam, moda dergilerinin fotoğraf çekimlerini yaptı.

Birçok sanatçının fotoğraflarını onun gözünden gördük. Sosyal sorumluluk projelerinde kendisine rastladık. Yurt dışında ve Türkiye’nin pek çok şehrinde sergi açtı, ulusal ve uluslararası ödülleri var. Uzun zamandır da Kafa dergisinde yazıyor.

Bozyel ile sanat yolculuğunu ve bu yolda karşılaştıkları sohbet ettik.

Bir fotoğraf sanatçısı olarak kendinizi fotoğrafla anlatma kabiliyetinizi nasıl keşfettiniz? Bu içsel yolculuk sizin için nasıl başladı? 

Fotoğrafçılık sanatıyla buluşana dek bir odaya girmiş ve çıkış yolunu bulamadığı için odadaki ışığa, pencerenin camına, duvara çarpıp duran bir sinek gibiydim. Derdimi, öfkemi, sevgimi, ihtiyacımı anlatırken zorlanıyordum.

20’li yaşlarımın başında yaşadığım bir sağlık sorunu yüzünden bir süre bir odada karantinada kaldım. Bu dönemde internette zaman geçirirken Diane Arbus’un fotoğraflarını gördüğümde fotoğrafçılığın büyüsüne kapıldım. Önce tedavi sürecimde kendi fotoğraflarımı yani otoportrelerimi çekmeye başladım.

Sonra Londra’ da okuduğum okula bu otoportre serimle kabul aldım ve fotoğrafçılık eğitimiyle birlikte çocukluğumdan beri aradığım yolu bulmuş oldum.

Fotoğraflarımın iletişim dilim olması bir yana bana verdiği dünyaya bakış açısı da beni sakinleştirdi ve o derdini anlatmayı bilmeyen sinekten; derdini yoğurmayı, sanatla anlatmayı, çözümü bulmayı bilen bir kuşa dönüştüm.

Diyarbakırlısınız. Kültürel zenginliği içinde barındıran bir şehir olmasının, bu coğrafyadaki farklılıkların içinde yetişmenizi bir avantaj olarak görüyor musunuz? Özellikle bazı fotoğraflarınıza bakınca doğu ve batının bir arada olması buradan gelen kodlarla olabilir mi? 

Sadece Diyarbakırlı değil aynı zamanda Kıbrıslıyım. Annem Limasollu. Çocukluğumun bir kısmı da orada geçti. Rum, Türk, Kürt, Süryani, Ermeni, Zaza, Yezidi ve daha nice kültürün normalliği ve şahaneliğiyle büyüdüm. Bu sebeple bahsettiğiniz kültürel zenginliği ikiyle çarpabiliriz.

Elbette çocukken gördüğüm renkler, duyduğum diller, kokladığım çiçekler, tattığım yemekler beni birkaç kültürün harmanı içinde büyütmüş oldu. Dünyadaki en büyük zenginliğin bu kültürel çeşitliliklerin içinde büyümek olduğunu düşünüyorum. Bu öyle değerli ki fotoğrafçı kimliğimin de teşvikiyle dünyada daha birçok kültürü tanımak, öğrenmek için senelerden beri yollarda, seyahatlerdeyim. Fotoğraflarımda doğu ve batıyı bir arada gördüyseniz ne mutlu bana, bu benim için değerli bir iltifat.

Fotoğraf çekerken nelerden ilham alıyorsunuz?

Ben tam bir ilham arsızıyım. Romantizm de diyenler var buna. Uykumdan uyanıklığıma her anım ilham toplayarak geçiyor. Nefretin içinde bile bulabilirim ilhamı. Hiç de zorlamadan üstelik.

En sıkıcı anda bile göz kırpar bana ilham, bazen omzumu silkerim “şimdi sırası değil” gibi ama katlar kendini cebime saklanır o anki ilham bile.

Salt fotoğraf bazında konuşursak elbette ışık. Gün ışığı bilhassa. Işığın açısından, dağılım alanına, gölgesine, kontrastına dek her ayrıntısından keyif ve ilham alıyorum ışığın. Ardından hikaye yaratma kısmı geliyor. Sokaklar, insanlar, tarihi binalar, geçmişe dair, bugünle ilgili, yarına hazırlanan her hikaye benim için ayrı ilham… Çok romantik cevap verdim, bu halime hınzır hınzır gülümsemeyi seviyorum.

Fotoğraflarınıza bakınca genellikle yalnızlık, özgürlük, bir geçmişe özlem hissediyorum…

Hayatın ta kendisi değil mi bu olgular, duygular? Bence öyle. Fotoğraflarımın bütününden tek bir sonuç çıkarmak zor olabilir ama genel olarak poetik bir dili olması benim için önemli. Ve izleyicinin kendini yalnız, hüzünlü, umutsuz ya da aksine mutluluk paylaşmak, sakinliğe ortak etmek için fotoğraflarımı incelemesi, fotoğraf hikayelerimi okuması çok önemli. Birbirimize iyi gelmek, bu en temel nedenlerinden biri.

Size ilham veren fotoğrafçılar desem?

Diane Arbus ve Yıldız Moran.

Bugüne dek birçok fotoğraf gördünüz geçmişten günümüze dek. Birçok insan yüzü, birçok manzara, peki elinizde gösterecek tek bir fotoğraf hakkınız olsaydı bütün insanlığa bu sizin için ne olurdu?  

Bu sorunuza her dönem başka bir cevap verebilirim sanırım. Toplumsal ruh halinin bana yansımasıyla da değişebilir cevabım, kendi hayatıma dair geçtiğim dönemlere özgü de değişebilir. Bugün, bu koşullarda ve son dönemlerde yaşanan ve devam eden toplumsal buhranla ilgili vereceğim cevabı; çünkü insanlığın başladığı yer, her zaman içinde olduğunuz toplumdan geçiyor.

En sevdiğiniz fotoğrafınızın hikayesi? 

Birçok en sevdiğim fotoğrafım olduğu için bu soru zor. Sadece paylaştıklarım haricinde de hiçbir yerde yayınlamadığım çok sevdiğim fotoğrafım da var.

Mesela Paris’e kitabımı tamamlamak için tekrar döndüğüm dönemde bir gece bir köprü altında Sen Nehri’ndeki gölgesiyle dans eden bir meczubu fotoğraflamıştım. Orada olmayanın anlaması çok zor fotoğrafın hikayesini. Ama ben bayılıyorum o fotoğrafa, bence Paris tüm göz alıcı ve herkesin özendiği züppe hayat tarzlarındansa gerçekten o fotoğraf… Fransızca bir şarkı söyleyen ayyaş bir meczup Sen Nehri’ne düşen gölgesiyle dans ediyor; bohemliğin ötesinde, deliliğin gölgesinde!

Bunun haricinde elbette yine hikayesiyle çok fotoğrafım var anlatabileceğim. 2019’da Trablus Şam’da çektiğim adam mesela… Auguste Rodin’in şaheseri Düşünen Adam (Le Penseur) gibi bir duruşu vardı beyefendinin, dünyevi sorunların sorumluluğunu taşıyan modern insana bile gönderme yapabiliriz bu fotoğrafı okurken.

Ya da bir film sahnesi gibi melankolik, hüzünlü ve hatta dertli bakışıyla metroda çektiğim hanımefendinin portresi.

Veya Eminönü civarında sıradan sıkıcı bir günün ortasında neredeyse keyif yaparken bana poz vermiş gibi duran iki beyefendi.

Gördüğünüz gibi bir fotoğrafçıya sorulacak en zor soru hangi fotoğrafımızı en sevdiğimiz…

Fatoş Bat