Derin Ruhlar: “Mary and Max

“Akrabalarımız tanrı vergisidir ama neyse ki dostlarımızı kendimiz seçebiliyoruz. Ve ben seni seçtiğim için çok memnunum.”

Adam Alliot tarafından yazıp yönetilen film, 2013 yılında “En İyi Kısa Metraj Animasyon Filmi” ödülünü almıştır. Çocukların aksine daha çok yetişkinlere yönelik konulara değinen animasyon; alkolizm, yalnızlık ve intihar temalarına da yer veriyor.

8 yaşında Avusturalyalı kız Mary ve New York’ta yaşayan savaş gazisi Max’in arasında mektuplar yoluyla başlayan dostluğa şahit oluyoruz.

Film her ne kadar güldürücü nitelikte görünse de, aslında son derece derinlik içeren depresif bir yapıya sahip. Mary yalnızlık çeken ve ebeveynleri tarafından ilgi görmeyen bir çocuktur. Annesi alkolik ve arada marketlerde hırsızlık yapan bir kadındır. Babası ölünce annesi içten içe bunalıma girer. Mary tamamen yalnız kalır. Kimseyle arkadaş olamaz, akranları tarafından da sürekli zorbalığa uğrar.

“Seninle hiç alay edildi mi?”

Bir gün küçük kız annesiyle birlikte gittikleri postahanede bulduğu adres defterinden, rastgele bir parçayı yırtar ve kağıttaki adrese mektuplar yollar. Mektup Asperger sendromlu, 44 yaşında bir adam olan Max’e gider. Max de Mary gibi içten içe yalnız ve toplumun dışında kalmış biridir. Benzeştikleri noktalardan en büyüğü de sağlıksız ebeveynlere sahip olmaları ve bununla beraber gelen tükenmişlik buhranını derinlerde hissetmeleridir.

“Mektubunda hiç arkadaşın olmadığını söylemişsin benim de arkadaşım yok.”

Max gelen mektup karşısında şaşırır fakat şaşkınlığını yüzünde göremeyiz. Mutlu olur ama mutluluğu da yüzünden okunmaz. Çok defa ayna karşısında gülümsemeye çalışır. 8 yaşındaki Mary de, yüzündeki ifade yüzünden okulda zorbalığa uğrar. Mektup arkadaşına bu durumdan bahseder.

“Gülümsemeyi kafaya takma. Ağzım neredeyse hiç gülmez. Ama bu beynimin içinde gülümsemediğim anlamına gelmez.”

Mektuplara Sığan İki Hayat…

Filmi izlerken Max’in dökülemeyen gözyaşları bizim gözlerimizden dökülüyor. Bazen bir söz ya da bir hareket bir çok kötü durumu tetikleyebilir. Yüzleşmekten kaçınılan her acı, travma olarak bizimle kalır ve hatırlandığında tekrar tekrar aynı trajediyi hissederiz. Mary büyür ve hayatında bir çok başarı elde eder. Aynı zamanda Max ile mektup arkadaşlıkları da devam eder. Birbirleriyle dost ve sırdaş olurlar.

Mary bir gün, Max’in travmalarını tetikleyecek bir şey yapar. Sonunu düşünmeden hareket eder, iyi bir şey yaptığını düşünür. Yaptığı şey Max ile aralarının bozulmasına hatta iletişimlerinin tamamen kopmasına sebep olur.

“Seni affetmemin sebebi kusursuz olmaman. Sen kusurlusun, ben de öyleyim. Bütün insanlar kusurlu. Doktor bana, kendimi kusurlarımla kabul etmemi söyledi. Ve kusurlarımızı kendimiz seçemeyiz. Onlar bizim bir parçamız, onlarla yaşamak zorundayız.”

Afra TEK

afra.mdn@gmail.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir